Uzakta olanlar bazen bambaşka anlamarın olduğu ama sizinde yanınızdayken bile ulaşamadığınız hayatların veya insanların olduğu bir anlam kargaşasıdır. Bu yazımı yazarken aslında insanlığın yıllardır en garip sorularından birine de kendimce cevap vereceğim. Yakın olmak ve uzak olmak süreçleri ve size olan olumsuzlukları nelerdir 🙂
Hayatım boyunca hep uzakta olmayı tercih edenlerdenim, bunun en temel nedenlerinden biri ulaşılabilir olmak bana hep en kolay vazgeçilenlerden geliyor. Buna kibir olarak veya üstten bakmak olarak görünebilir aslında hiçte öyle biri değilim acayip içten ve vefakar biriyimdir. Ama insanoğlunun hiç değişmeyen bir yapısı var bunu yıllardır iş hayatımda hep deneyimledim, insanoğlu yapısı gereği hep ulaşabildiğine, elde edebildiğine veya kaybetmekten korkmadığını hep bir kalemde harcayabiliyor. Bu neden var bilmiyorum ama bence insanları hayvanlardan ayıran en büyük özellik düşünebilmesi ya, bence hayvanlarıda insanlardan ayıran en büyük özellikte elde edebildiğinden vaz geçmemesi ve sadakati olmasıdır. Bu durum hiç ama hiç değişmedi biraz önce iş hayatımda deneyimledim dedim ya, insan ilişkilerinde ne kadar elde edilebildiğinizi karşı tarafa hissettirirseniz o kadar rahatlık alanı sağlayabiliyorsunuz. İnsanlar yapı gereği konum, statü durumlarına çok bakarak hareket edebiliyor. Bunu net anlamanız için bir kaç örnek vermek istiyorum;
– Birinizi kendinize eşit gördüğünüz anda veya alt gördüğünüz anda maalesef ki kaybetme korkunuz kayboluyor, bunun en temel yaşadığım konumlardan biri çok genç yaşta kurumda yöneticilik yapmaya başladım. 21-23 yaşları arasında bulunduğum kurumda benden büyük insanların eğitim aldığı dönemde sınıf arkadaşları yaşı benden büyük olmasına rağmen o arkadaşına davranışı ile bana davranışları çok ama çok farklı oluyordu, çünkü aynı sınıfta kendisini eşit görüyordu o kişiyle yaş farkı ortada kalkıyordu ve aynı sürece tabii tutuluyordu lakin beni ise yaşımdan bağımsız bir statü olarak görüp tamamen farklı görüyordu. Bu sempati ve saygı aynı anda getiriyordu herkesten 1-0 önde başlıyordunuz, ve sizi elde edememe durumundan dolayı karşısına almıyor ve kaybetme korkusu yaşıyordu. Bu doğru bir süreç katiyen değil ama maalesef ki bu süreç tüm iş, aile, arkadaşlık ilişkilerinde hep aynı ilerliyor.
– Bu süreçleri her ne kadar doğru bulmasanız da bu durumu anlatmanın en doğru yöntemi ne olursa olsun karşı tarafa saygı duymak oluyor. İki tarafın birbirine dürüstçe davranıp saygı duyduğu süreçte bu sorunların hiçbirine gerek bile kalmıyor ne uzak kalıyor ne yakın çünkü saygının ve dürüstlüğün olduğu bir durumda elde edilme veya kaybetmeme korkuları hiçbir zaman yaşanmıyor. Ama gelin görün ki bu durum hiçbir zaman kolay kolay böyle ilerlemiyor. Aklınızdan şu kelime hep geçiyor olabiliyor aman ben ne uğraşıcam uzakta ise kendisi kaybeder evet bir yandan böyle olabiliyor. Kendiside kaybediyor ben mesala çok kaybettim bu durumla alakalı ama kazandıklarım var mı bence çok fazlada var 🙂
– Fazla samimiyetin getirdiği yakınlık maalesef ki yıpranma payını çok yüksek bırakabiliyor, çünkü bizim toplumumuzda samimiyetin getirdiği saygının kaybolduğu bir durum söz konusu oluyor. Samimiyetin getirdiği kaybetme korkusu azalıyor, sizi bir kalemde harcama boyutu çok fazla olabiliyor. Maalesef ki en kötü getirdiği özelliklerden bir tanesi ise alışkanlıklar oluyor. Alışkanlık mı nasıl mı ? 🙂
– Karşı taraflarda alışkanlık çok kötü bir sürece neden oluyor. Çok güzel bir söz var “alıştırma, alıştırdıysan unutma” güzel bir söz dedim ama korkunçta yeri olmayan bir söz, neden mi? Bunu hem iş hayatı hemde ilişkisel boyutta örneklendireceğim, bir yönetici olarak siz her 15 günün sonunda söz vermediğiniz halde herkese 100₺ cep harçlığı veriyorsanız ve bunu 60 gün boyunca tekrar ederseniz, 75. gün eğer vermezseniz karşı tarafta bir beklenti oluyor ve bu durum sizin hanenize bir olumsuzluk olarak yansıyor. Peki süreci en baştan incelediğimiz de bu 100₺ söz verilmişmiydi HAYIR, peki sana ekstra mı geldi EVET, kısacası elde edilebilir olduğunu gördün ama 75. gün kaybettiğinde yöneticiden kötüsü olmuyor. İlişkisel boyutlarda ise siz her sabah karşı tarafa günaydın demeye veya sürekli siz hediye almaya alıştırdıysanız bunu bir kere bile atladığınızda kötüsü siz olmuyorsunuz. İşin daha kötüsü bunu cepte gördüğü için artık sizi kıyaslarken bu durumu artı olarak bile düşünmüyor 🙂
– Peki uzakta kalmak bu durumun neresinde derseniz bence artık işin dengeleri burada belirleniyor. Hani dedim ya hayvanları insanlardan ayıran özelliklerin başında vefa ve sadakat geliyor, burada karşı taraf sizi kaybedilebilir olarak gördüğünde sizi uzakta kalmanız hep şart olması gerekiyor maalesef ki, bir kişi sizin sırtınıza biniyorsa iki şeyi sorgularım kesinlikle;
* Yürüyebiliyorda bana yük olmak için mi sırtıma biniyor ?
* Yürüyemiyor da o yolu seninle gelmek ve seni bırakmamak için mi biniyor ?
İki durumda da sırtınızda birini taşıyorsunuz 🙂 Ama birincisi için kesinlikle çekip gitmeniz ve uzakta kalmanız hep çok önemli olacaktır. İkincisi ise bir ömür taşımanız gereken bir yük değil bir yol arkadaşı olarak bakmanız şart olacaktır.
Uzaklarınızın yakın olduğu kendinize umut dolduğunuz günler dilerim 🙂
Fikirlerinizi duymak çok iyi olur :)