BEN

Uzun bir aradan sonra kendimi azıcık toparlayıp blog yazabileceğim hale geldim… Bu blogu yazmayı aslında hiç düşünmüyordum çünkü “BEN” konusu biraz ağır ve çok kişisel görüşe açık bir kısım… Şimdi size yazacağım kelimeler birazcık kendinizden bir şeyler bulmanız amacıyla değil tamamen siz olmanız amacıyla yazıyorum. Neden mi böyle bir şeyler yazmaya karar verdim derseniz orası biraz meçhul çünkü sadece kelimeleri dile getirmek değil insanın kendisini de dile getirmesi gerektiğine inananlardanım…

BEN aslında herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir karakter yani sizsiniz. Kelimeye bazen başlarken kendimi tanıyorum ben bunu yapıyorum diye diyoruz ya, aslında ben BEN miyim? Şimdi birazcık dilim döndüğünce kendimden örnekler vererek anlatacağım. Ben kendimden örnekler verim de siz nasıl anlamak isterseniz tamamen öyle anlarsınız… 

Bu dünya da hep şunu derler ya korktuğunla sınanırsın, büyük konuşma her şeyi yaparsın, kabul edemem deme kesinlikle bir gün kabul edeceğin sürece girersin. Bu cümleler o kadar ama o kadar doğru ki çünkü insan oğlu ben yapısına zaten ters kelimelerden oluşuyor. BEN dünyasında insanın omurgası olması gerekir veya insan dik durması gerekir lafları biraz bana boş geliyor. Dikkat ederseniz BEN dünyasında boş geliyor dedim, günlük hayatta tabii ki dik duracaksınız tabii ki omurganız olacak günlük hayatta zaten görüyoruz omurgasızlıklar topluluğunu… 

Bir kere insan olduğumuzu unutmayacağız, bence dünya da kendinize yüklenmeyi azaltmayı düşünüp kendinize öz değer vermek istiyorsanız bir kere insan olduğunuzu hatırlayın neden mi bunu dedim..

* Başkalarının hayatlarını kıskanabilir bu en doğal hakkımız, bunu kendinize yakıştıramayabilirsiniz ama bu kıskançlık haset değil ki kendinize verdiğiniz değerden kaynaklanıyor…

* Sizde acı çekebilirsiniz, sizde ağlayabilirsiniz, sizde hata yapıp utanılacak hale düşebilirsiniz…

* Sizde başarısız olup, sizce aciz düşebilirsiniz…

* Kendinizi dönem dönem mutsuz hissedip kimseyle konuşmayabilirsiniz veya başkalarına karşı tavırlarınızdan dolayı kendinize çizgiler çizebilirsiniz.. İstemediğiniz kişiyle konuşmayabilirsiniz, sizde sevip veya sevmeyebilirsiniz…

ÇÜNKÜ İNSANSINIZ…

Ben nasıl bir benim diye baktığımda 34 yıl geçti hayatımdan ve hep şunu değerlendirdim neleri kabul ettim nelerden vazgeçtim ve nasıl evrildim işte asıl önemli olan bu oldu… BEN olmak konusunda çıkardığım bir kaç tane hayatla ilgili konu oldu bence bu beni çok daha değerli bir hale getirdi;
Eskiden gerçekten çok net çizgilerim vardı yada olduğunu düşünmüşüm ki bana neler kaybettirdi bir bilseniz, sonraları düşündüm bu çizgileri ben mi koydum yoksa toplum çevre aile arkadaş gibi kavramların günlük hayatta bu yanlış bu olmaz dediği şeyleri çizgim mi yaptım… İşte burada büyük bir aydınlanma yaşadım benim koyduğum çizgiler değildi bu çevremin belirlediği çizgilerdi bunlar etik kurallar değildi tamamen o çizgileri benimsememdi… Allah aşkına 10 yaşında bir çocuğun nasılda kalkıp mezhep çizgisi veya etik çizgileri olabilir ki, bunları sonraları anlıyorsun ne kadar bomboş çizgileri olduğunu, BEN deyip yeni oluşum yapmaya başlıyorsunuz ama bunu fark ederseniz bunu fark etmeyip ölüp gidenlere ise kocaman üzülüyorum.

BEN yapısı şu değil m sizce de ?
* Kabul ettiklerimiz
* Kabul etmediklerimiz

Bu süreçle devam ediyor tamamen tüm süreç, dikkat edin hayatınıza iş teklifleri, arkadaşlık teklifleri, kayıt olduğunuz kurslar, hayatınıza girenler, ailenize katılan bireyler, evinize gelmek isteyenler, tatiller daha bir sürü şey hepsi kabul edip etmediğimizle alakalı oluyor kısacası BEN yapısını tamamen bizim bu seçimlerimiz oluşturuyor. Kabul ettiklerimiz de çok bir sorun yok bu sizin bileceğiniz şey ama kabul etmediklerimiz bizi daha çok biçimlendiriyor, hayatınız da kabul etmediğiniz şeyleri bir düşünün ve onu irdeleyin siz neyi kabul etmiyorsunuz. Sonra bu durumu iyicene değerlendirin özüne baktığınızda yaşadığınız tecrübelerden daha ziyade yaşamadığınız toplumun size dayattığı veya toplumun kabul etmeyeceği düşündüğünüz düşüncelerden ibaret olduğunu göreceksiniz. Ama bir şey daha var ki işte orada tecrübe ve yaşanmışlıklar oluyor işte burada durum çok net sonuçlanıyor. 

Çok sevdiğim bir dostum vardı ve yüksek sese muhteşem duyarlı biriydi, kimse bana bağırmasın ses yüksekliği hayatındaki en büyük takıntılarından biriydi, o kadar bir takıntılı ki ses yüksekliğinde hayatından çıkartmayacağı kişi yoktu, katıldığı tüm ortamlar sessiz ve sakinlik içeriyordu, tabii günlük hayatta irdelendiğinde çok normal geliyordu bize çünkü sessizlik, saygı, karşı tarafa yükselmemek ne kadar güzel şeyler ve bu durum o kadar örtbas olup gidiyor du ki fark bile edilmiyordu. Sonraları bu yüksek ses inanılmaz derecede olmazsa olmazı olmaya başlamıştı insanları yüksek sese göre ayırıyordu. Bir ilişkisi mi var yüksek sesle onunla bağırıp konuşuyorsa elenip gidiyordu, veya bir kurumda çalışıyordu bana bağırdılar artık oraya gitmeyeceğim benim çizgilerim var diye bitiriyordu. Benim çok ilgimi çekti ya dedim senin gerçekten taktığın konu yüksek ses mi yoksa yüksek sesle bağdaştırdığın bir şeyler mi? Bana ben bununla ilgili çok yardım aldım ve olmadı yapamadım kıramadım dedi, bende çok kırması için destek verebilecek psikolojik bilgiye sahip değilim ama birazcık konuşalım dediğimde sanırım onu azıcıkta olsa ikna etmiştim. Sonraları konuştuk ve şöyle bir hikâye ortaya çıktı, bende doğuluyum bu arkadaşımda doğulu ve 90’lar çocuklarıyız o dönemlerde doğu sorunlarında evlerin silahla taranması, ölümler, faili meçhul cinayetler hat safhada oluyordu, benimde başıma gelen bir durum arkadaşımın başına geliyor 6 yaşındayken önce büyük bir bağrış çağrış, sonra yüksek bir silah sesleriyle evleri uzun namlu silahlarla taranıyor, bu durumun sonunda yaralılar ve en yakını olan bir kişiyi kaybediyor. Sabaha kadar bağrış çağrış ve sonrası feryat figan ağıtlar…O kadar içimize işliyor ki bu durum arkadaşımın gözünde ise yüksek ses bağırıp çağırma aslında bir kişinin ona zarar vereceği, bir yakınının kaybetmesini hatırlatıyor. Tabii ki bu durumu aslında unutmamış ama yüksek sesle birleştirmiş ve kendi BEN yapısını oluşturmuş. Şimdi sonuç olarak baktığımızda arkadaşım yüksek sesle konuşmayı mı bağırılmayı mı kabul etmiyor yoksa ona zarar verebilme veya sevdiklerini kaybedebilme durumunu tetiklemesini mi artık siz karar verin 🙂 Herkes bağırdıktan sonra özür dilemiş veya ona kendini anlatmaya çalışmış ama kimse onu zarar vermeyeceğini ikna etmeye çalışmamış buda yıllar boyunca süre gelmiş işte, kaybeden kim mi oldu derseniz 2 tarafta oldu tabii ki bir tanesi ne olduğunu bilmeden kaybetti diğeri de kendi çizgilerim var sanıp kaybetti…

BEN olabilmek başka bir şey işte, kendinize verdiğiniz değer kadar BEN olabiliyorsunuz kendinizi keşfedebildiğiniz kadar BEN olabiliyorsunuz. İstedikleriniz değil fedakarlıklarınız sizi siz yapıyor. Ben hep şu duruma çok önem vermeye çalıştım bunu unutmayın karşı taraf hiçbir zaman salak olmuyor, sizin BEN böyleyim dediğiniz her şey gün gelip karşınıza bir şekilde çıkıyor.

Şimdi çevrenizi düşünün gerçekten kendi çevrenizi ama ütopik örnekler değil tanıdığınız insanları birebir diyalog halinde olduğunuz insanları… Şimdi size bir şans versem parmağınızı şıklattığınızda o kişinin bedenine gireceksiniz ve oda sizin bedeninize artık birbirinizin hayatını yaşayacaksınız ömür boyu geri de dönemeyeceksiniz… Lütfen gözlerinizi kapatın birazcık düşünün ve kaç kişi aklınıza geldi 1 mi 2 mi 3 mü ? Benim aklıma insanlar geldi ama sonra 1 dakika düşündüğümde hayır ya onların ne dertleri var dedim ben böyle mutluyum dedim 🙂 Çok şükür bir derdim yok işte halledebileceğim şeyler var dedim… işte BEN olmak böyle bir şey… Kendinizden vazgeçemiyorsanız siz gerçekten BEN olmuşsunuzdur eğer vazgeçiyorsanız bence çokta BEN değilsiniz.. 🙂 Tabii ki bu örneğimde hastalıklar, kaybettikleriniz değil sizi siz yapan durumlardan bahsediyorum… Hapis yatıyorsunuzdur tabii ki kurtuluş için ruh değiştirirsiniz bu durumları göz ardı edin 🙂

BEN olabilmek kararlarınızı zamanla evrildiğini, sevdikleriniz için fedakarlıklar yapabildiğinizi hiçbir zaman unutmayın bunu da kendinize çok görmeyin, çok istediğiniz bir şey varsa ne kadar hatalı olursanız olun veya ne kadar yalnız gibi hissederseniz edin her zaman bir yol olabileceğini unutmayın, BEN olurken hep şuna dikkat ettim en kötü ne olabilir ki hiçbir şey sizin siz olmanızdan daha önemli değil ya 🙂

BEN olmak istiyorsanız kendinize olan sorumluluklarınız kadar karşıya muhteşem bir sorumluluk sahibisinizdir. Kesinlikle ama kesinlikle sakın karşı tarafı bir şeylerle kıyaslamayın bu çok kötü geliyor bana, zaten birini diğeriyle kıyaslıyorsanız siz hiç bir zaman BEN olamamış koskoca bir BENCİL olmuşsunuzdur. Buna şöyle bir örnek vermek istiyorum bir çalışanınız bir hata yaptığında senden önceki şu hiç hata yapmazdı derseniz korkunç derecede öldürüyorsunuz. Eğitim döneminde ailelerin bu hatalara korkunç düştüğünü gördüm düşünsenize evladınızın başarısını gururunu bir başkasıyla kıyaslayıp çocuğunuza korkunç bir özgüvensizlik veriyorsunuz. Siz BEN olamamışsınız ki çocuğunuzun özgüveni gelişmesine destek olabilesiniz… 

Sizlere BEN olmak ile ilgili daha birçok şey anlatabilirim ama yoğun bir duygu harbinden sonra sadece bunları yazabiliyorum yazılarımı yine elimden geldiğince devam ettirmeye çalışacağım biliyorum belki 1-2 kişi okuyor ama en azından ben geri dönüp baktığımda BEN olmaktan uzaklaşmak istemiyorum…

BEN olup BENCİL olmadığınız muhteşem günler dilerim 🙂

Fikirlerinizi duymak çok iyi olur :)